Kantaron yağı — koyu kırmızı Hypericum perforatum süzme yağı ve sarı çiçeklerCategoriesChailea Akademi Hammadde Ansiklopedisi Koku ve Esansiyel Yağ Rehberi

Kantaron Yağı (Hypericum Perforatum): Geleneksel Kullanımdan Bilimsel Araştırmaya

Kantaron yağı, Hypericum perforatum L. (Clusiaceae familyası) bitkisinin çiçekli toprak üstü kısımlarından elde edilen, Anadolu’da “sarı kantaron”, “binbirdelik otu” veya “kızılcık yağı” olarak da bilinen geleneksel bir bitkisel yağdır. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından geleneksel bitkisel tıp ürünü olarak monografı bulunan kantaron, modern araştırma literatüründe yara iyileşmesi, antienflamatuar ve antimikrobiyal özellikleri bağlamında incelenmektedir. Bu yazıda, kantaron yağının botanik kaynağını, aktif bileşenlerini, bilimsel literatürdeki yerini ve sabun yapımındaki rolünü akademik kaynaklara dayanarak ele alıyoruz.

Bu yazı bir ürün tanıtımı değildir. Amaç, kantaron yağının bilimsel literatürdeki konumuna dair bağımsız bir çerçeve sunmaktır. Yazıda yer alan bilgiler herhangi bir tedavi iddiası içermez.

Botanik kaynak ve Anadolu geleneği

Hypericum perforatum L., dünya genelinde yaygın bulunan çok yıllık otsu bir bitkidir. Sarı renkli çiçekleri ve yapraklarındaki karakteristik yağ bezleri (perforasyon noktaları — bitkinin “binbirdelik” adının kaynağı) ile tanınır. Türkiye’de özellikle Karadeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde doğal olarak yetişir.

Anadolu’da kantaron yağı yüzyıllardır geleneksel uygulamalarda önemli bir yere sahiptir. Halk arasında çiçeklerin zeytinyağı içinde güneşte bekletilmesiyle (maserasyon yöntemi) hazırlanan bu preparat, karakteristik koyu kırmızı rengini hiperisin pigmentinden alır. Süntar ve arkadaşları (2011) tarafından yapılan bir çalışmada, bu geleneksel Türk formülasyonunun yara iyileşme potansiyeli bilimsel yöntemlerle değerlendirilmiştir — çalışma Journal of Ethnopharmacology‘de yayımlanmıştır.

Aktif bileşenler

Kantaron, farmakolojik açıdan oldukça zengin bir bileşen profiline sahiptir. Başlıca aktif bileşenler şunlardır:

Hiperisin (naftodiantron)

Kantaronun en bilinen bileşeni olan hiperisin, bir naftodiantron türevi olup bitkiye ve yağa karakteristik koyu kırmızı rengini verir. Fotodinamik aktiviteye sahiptir — yani ışıkla etkileşime girerek reaktif oksijen türleri üretebilir. Bu özellik, bir yandan nonmelanoma cilt kanseri tedavisinde araştırılırken (selektif fotodinamik terapi bağlamında), diğer yandan topikal kullanımda güneş hassasiyeti konusunda dikkat gerektiren bir nokta olarak değerlendirilmektedir (Seelinger et al., 2013).

Hiperforin (floroglucinol)

Bir floroglucinol türevi olan hiperforin, kantaronun farmakolojik açıdan en aktif bileşenlerinden biridir. Araştırma literatüründe antioksidan, antienflamatuar, antimikrobiyal ve keratinosit büyümesini/farklılaşmasını uyarıcı özellikleriyle incelenmektedir. Hiperforinin keratinosit proliferasyonunu desteklemesi, yara iyileşmesi araştırmalarında özellikle dikkat çeken bir bulgudur (Seelinger et al., 2013).

Flavonoidler ve diğer bileşenler

Kantaron ayrıca rutin, hiperösit ve kuersetin gibi flavonoidler, proantosiyanidinler ve uçucu yağ bileşenleri içerir. Bu bileşenlerin sinerjik etkisi, kantaronun farmakolojik profilinin tek bir bileşene indirgenemeyeceğini düşündürmektedir.

Bilimsel literatürdeki yeri

Yara iyileşmesi araştırmaları

Kantaron, topikal uygulamalarda en çok yara iyileşmesi bağlamında araştırılmıştır. Farasati Far ve arkadaşları (2024) tarafından Phytomedicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme çalışmasında, H. perforatum‘un kolajen birikimini artırdığı, enflamasyonu azalttığı, fibroblast migrasyonunu modüle ettiği ve epitelizasyonu desteklediği raporlanmıştır. Bu etkiler; IL-6, TNF-α, COX-2 gen ekspresyonu ve iNOS (indüklenebilir nitrik oksit sentaz) gibi enflamatuar mediatörlerin inhibisyonu yoluyla gerçekleşmektedir.

Prisăcaru ve arkadaşları (2013) tarafından yapılan bir in vivo çalışmada, H. perforatum merhemin lineer insizyon, sirküler eksizyon ve termal yanık yara modellerinde 21 günlük topikal tedavi sonrası anlamlı yara iyileşme etkisi gösterdiği ve kullanımının güvenli olduğu raporlanmıştır. Histopatolojik incelemeler bu bulguları desteklemiştir.

Türk tıp geleneğinden bilimsel çalışmaya

Süntar ve arkadaşları (2011) tarafından Journal of Ethnopharmacology‘de yayımlanan bir çalışmada, kantaron yağı, adaçayı ve kekik esansiyel yağlarından oluşan — geleneksel Türk bilgisine dayanan — bir merhem formülasyonu in vivo ve in vitro yöntemlerle değerlendirilmiştir. Sonuçlar, formülasyonun referans ilaç Madecassol’e kıyasla üstün yara iyileşme aktivitesi gösterdiğini ortaya koymuştur. Formülasyon ayrıca bakterisidal ve kandisidal aktivite sergilemiştir.

Topikal uygulamalar ve dermatolojik araştırmalar

Seelinger ve arkadaşları (2013) tarafından Freiburg Üniversitesi Dermatoloji Bölümü’nde hazırlanan ve Planta Medica‘da yayımlanan kapsamlı derlemede, kantaronun topikal preparatlarının (yağ veya tenkür) geleneksel olarak küçük yaralar, yanıklar, güneş yanıkları, çürükler, ülserler ve miyalji gibi durumlarda kullanıldığı belirtilmiştir. Derleme, farmakolojik araştırmaların bu geleneksel kullanım alanlarını desteklediğini, ancak klinik araştırmaların hâlâ yetersiz olduğunu vurgulamıştır. Sporadik klinik çalışmaların yara iyileşmesi, atopik dermatit, sedef hastalığı ve herpes simpleks enfeksiyonlarında yapıldığı raporlanmıştır.

Güvenlik profili

EMA monografı

Avrupa İlaç Ajansı (EMA), Hypericum perforatum‘u geleneksel bitkisel tıp ürünü olarak sınıflandırmıştır. EMA monografında kantaronun hem oral (antidepresan bağlamda) hem de topikal (küçük cilt sorunları bağlamında) kullanımına dair geleneksel kullanım verileri değerlendirilmiştir.

Fotosensitivite: ne biliyoruz?

Hiperisin içeriği nedeniyle kantaronun fototoksisite potansiyeli araştırılmıştır. Schempp ve arkadaşları (2000) tarafından yapılan bir klinik çalışmada, 16 gönüllü üzerinde topikal kantaron yağı ve merheminin güneş ışığına duyarlılık üzerindeki etkisi test edilmiştir. Sonuçlar, klinik olarak anlamlı bir görsel eritem skoru değişikliği gözlenmediğini göstermiştir. Ancak daha hassas fotometrik ölçümlerde kantaron yağıyla hafif bir eritem artışı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, ciddi bir fototoksik potansiyelin kanıtlanmadığını, ancak açık tenli bireylerde ve uzun süreli güneş maruziyetinde dikkatli olunması gerektiğini belirtmiştir.

Genel güvenlik

Kantaron yağının topikal kullanımı genel olarak güvenli kabul edilmektedir. Ancak nadir alerjik reaksiyonlar mümkündür ve hiperisin içeriği nedeniyle yoğun güneş maruziyetinden kaçınılması önerilmektedir. Oral kantaron preparatları çeşitli ilaçlarla etkileşime girebilir, ancak topikal kullanımda bu etkileşim riski çok düşüktür.

Sabun yapımında kantaron yağı

Kantaron yağı, Türk sabunculuk geleneğinde özel bir yere sahiptir. Soğuk yöntem sabun yapımında kullanım detayları şöyledir:

Ekleme yöntemi

Kantaron yağı genellikle süperyağ olarak reçeteye eklenir — yani sabunlaşma reaksiyonuna (saponifikasyon) doğrudan katılmaz ve yapısını büyük ölçüde korur. Trace aşamasından sonra eklenir. Bazı sabuncular ana yağ karışımına düşük oranda (%5-10) dahil edebilir.

Sabuna kattığı özellikler

Kantaron yağı sabuna hafif sarımsı-kırmızımsı bir renk tonu ve bitkisel, otsu bir koku karakteri katar. Hiperisin pigmenti nedeniyle sabunun rengini zamanla değiştirebilir (sarıdan yeşilimsi-kahverengiye). Işıktan korunan ortamda renk stabilitesi daha iyi korunur.

Sıkça sorulan sorular

Kantaron yağı nedir?

Kantaron yağı, Hypericum perforatum bitkisinin çiçekli kısımlarından, genellikle zeytinyağında maserasyon yöntemiyle elde edilen geleneksel bir bitkisel yağdır. Karakteristik koyu kırmızı rengini hiperisin pigmentinden alır.

Kantaron yağı sabunda ne işe yarar?

Sabun yapımında süperyağ olarak kullanılır; sabunlaşma reaksiyonuna katılmadığı için yapısını korur. Sabuna hafif renk tonu ve bitkisel koku karakteri katar.

Kantaron yağı güneş hassasiyeti yapar mı?

Klinik çalışmalarda topikal kantaron preparatlarının ciddi bir fototoksisite göstermediği raporlanmıştır. Ancak hiperisin içeriği nedeniyle, özellikle açık tenli bireylerin yoğun güneş maruziyetinde dikkatli olması önerilmektedir.

Kantaron yağı ile ilgili araştırmalar nerede yayımlanmıştır?

Başlıca çalışmalar Planta Medica, Journal of Ethnopharmacology, Phytomedicine, Photodermatology, Photoimmunology & Photomedicine ve Journal of Investigative Surgery gibi hakemli dergilerde yayımlanmıştır.

Bu bileşeni içeren Chailea ürünleri

Kaynakça

1. Seelinger, G., Merfort, I., & Schempp, C. M. (2013). Topical application of St. John’s wort (Hypericum perforatum). Planta Medica, 79(2), 109-118. doi:10.1055/s-0032-1328331

2. Farasati Far, B., et al. (2024). The potential role of Hypericum perforatum in wound healing: A literature review. Phytomedicine.

3. Prisăcaru, A. I., et al. (2013). Evaluation of the wound-healing effect of a novel Hypericum perforatum ointment. Romanian Journal of Morphology and Embryology, 54(4), 1053-1059.

4. Süntar, I. P., et al. (2011). A novel wound healing ointment based on traditional Turkish knowledge. Journal of Ethnopharmacology, 134(1), 89-96.

5. Schempp, C. M., et al. (2000). Effect of topical Hypericum perforatum on skin sensitivity to solar simulated radiation. Photodermatology, 16(3), 125-128.

6. Altıparmak, M., & Eskitaşçıoğlu, T. (2018). Comparison of systemic and topical Hypericum perforatum on diabetic surgical wounds. Journal of Investigative Surgery, 31(1), 29-37.


Bu yazı Chaileapedia — Chailea Akademi kapsamında hazırlanmıştır. Herhangi bir tedavi iddiası içermez. Sağlık sorunlarınız için bir dermatoloğa veya sağlık profesyoneline danışınız.

Chaileapedia — Tüm Hammadde Monografları →

Çay ağacı yağı şişesi ve Melaleuca alternifolia yaprakları — beyaz mermer üzeriCategoriesChailea Akademi Hammadde Ansiklopedisi Koku ve Esansiyel Yağ Rehberi

Çay Ağacı Yağı (Melaleuca Alternifolia): Bilimsel Literatür ve Kozmetik Kullanımı

Çay ağacı yağı (tea tree oil), Avustralya’ya özgü Melaleuca alternifolia bitkisinin yapraklarından buhar distilasyonu yoluyla elde edilen bir esansiyel yağdır. Bilimsel literatürde en çok araştırılan esansiyel yağlardan biri olan çay ağacı yağı, yüzü aşkın farklı bileşen içerir; bunların başında antimikrobiyal ve antienflamatuar özellikleriyle bilinen terpinen-4-ol gelir. Bu yazıda, çay ağacı yağının botanik kaynağını, kimyasal profilini, bilimsel literatürdeki yerini ve sabun yapımındaki rolünü akademik kaynaklara dayanarak ele alıyoruz.

Bu yazı bir ürün tanıtımı değildir. Amaç, çay ağacı yağının bilimsel literatürdeki konumuna dair bağımsız bir çerçeve sunmaktır. Yazıda yer alan bilgiler herhangi bir tedavi iddiası içermez.

Botanik kaynak ve geleneksel kullanım

Melaleuca alternifolia (Maiden & Betche) Cheel, Myrtaceae familyasına ait, Avustralya’nın kuzeydoğu Yeni Güney Galler ve güney Queensland bölgelerine endemik bir bitkidir. Altı farklı kemotipi tanımlanmış olup, ticari çay ağacı yağı üretiminde terpinen-4-ol kemotipi kullanılmaktadır (Carson et al., 2006).

Avustralya Aborjinleri, Melaleuca alternifolia yapraklarını geleneksel uygulamalarında kullanmış; yaprakların dökülerek birikmesiyle oluşan göl sularının “şifalı göller” olarak anıldığı sözlü tarih aktarımları bilinmektedir (Carson et al., 2006). Modern anlamda çay ağacı yağının antimikrobiyal özelliklerini ilk kez raporlayan Arthur Penfold, 1920’li ve 1930’lu yıllardaki çalışmalarında bu yağın dönemin altın standardı olan fenole kıyasla 11 kat daha aktif olduğunu belirlemiştir (Penfold, 1920’ler; Carson et al., 2006).

Kimyasal profil ve uluslararası standart

Çay ağacı yağı 100’den fazla bileşen içerir. ISO 4730 uluslararası standardı, ticari çay ağacı yağının kalitesini belirlemek üzere 14 bileşen için minimum ve/veya maksimum konsantrasyon sınırları tanımlamıştır. Bu standarda göre en kritik iki parametre şunlardır:

Terpinen-4-ol

Çay ağacı yağının ana bileşeni olan terpinen-4-ol, toplam yağ kompozisyonunun yaklaşık %35-48’ini oluşturur. ISO 4730 standardı, antimikrobiyal aktiviteyi optimize etmek amacıyla terpinen-4-ol için minimum %30 alt sınırı belirlemiş ve üst sınır koymamıştır (Carson et al., 2006). Terpinen-4-ol, bilimsel literatürde çay ağacı yağının geniş spektrumlu antimikrobiyal ve antienflamatuar özelliklerinin birincil sorumlusu olarak değerlendirilmektedir.

1,8-Sineol (Ökaliptol)

ISO standardı, 1,8-sineol için maksimum %15 üst sınırı belirlemiştir. Bunun temel nedeni, 1,8-sineol seviyelerinin genellikle terpinen-4-ol seviyeleriyle ters orantılı olması ve yüksek 1,8-sineol içeren yağların daha düşük antimikrobiyal aktivite göstermesidir (Carson et al., 2006).

Diğer bileşenler

Çay ağacı yağının diğer önemli bileşenleri arasında γ-terpinen, α-terpinen, α-terpineol, terpinolen, sabinen, globulol ve viridiflorol sayılabilir. Bu bileşenlerin bir kısmı (sabinen, globulol, viridiflorol) standardın provenance doğrulama parametreleri olarak yer almaktadır — yani yapay olarak formüle edilmiş bir yağın gerçek çay ağacı yağından ayırt edilmesini kolaylaştırır (Carson et al., 2006).

Bilimsel literatürdeki yeri: antimikrobiyal araştırmalar

Çay ağacı yağı, dermatologlar ve mikrobiyologlar tarafından en yoğun araştırılan esansiyel yağlardan biridir. Aşağıda, bilimsel literatürdeki temel çalışma alanlarına kısa bir bakış sunulmuştur.

In vitro antimikrobiyal çalışmalar

Carson, Hammer ve Riley (2006) tarafından Clinical Microbiology Reviews dergisinde yayımlanan kapsamlı derlemede, çay ağacı yağının bakteriler, mantarlar, virüsler ve protozoa dahil geniş bir spektrumda in vitro antimikrobiyal aktivite gösterdiği raporlanmıştır. Terpinen-4-ol’ün etki mekanizması, Staphylococcus aureus üzerinde yapılan çalışmalarda hücre zarı bütünlüğünün bozulması ve hücre içi materyalin sızması olarak tanımlanmıştır (Carson et al., 2002).

2023 yılında Iacovelli ve arkadaşları tarafından International Journal of Molecular Sciences‘ta yayımlanan bir çalışmada, çay ağacı yağı ve üç ana bileşeninin (terpinen-4-ol, γ-terpinen, 1,8-sineol) bakteriler, mantarlar ve virüsler üzerindeki etkileri hem deneysel hem de hesaplamalı yöntemlerle incelenmiştir. Sonuçlar, antimikrobiyal aktivitenin tek bir bileşenden ziyade bileşenlerin etkileşiminden kaynaklandığını düşündürmektedir (Iacovelli et al., 2023).

Klinik çalışmalar: sistematik derleme

2023 yılında Kairey ve arkadaşları tarafından Frontiers in Pharmacology dergisinde yayımlanan kapsamlı bir sistematik derlemede, çay ağacı yağı ile ilgili toplam 46 randomize kontrollü çalışma (RCT) değerlendirilmiştir. Bu çalışmalar diş hekimliği (n=18), dermatoloji (n=9), enfeksiyon hastalıkları (n=9), oftalmoloji (n=6), podiatri (n=3) ve diğer (n=1) alanlarını kapsamaktadır (Kairey et al., 2023).

Dermatoloji alanındaki 9 çalışmanın 3’ü, %5-6 çay ağacı yağı içeren jellerin akne vulgaris üzerindeki etkisini incelemiştir. Bu alandaki öncü çalışmada, Bassett ve arkadaşları (1990) %5 çay ağacı yağı jelini %5 benzoil peroksit losyonuyla karşılaştırmış; her iki tedavinin de enflamatuar ve enflamatuar olmayan lezyonları anlamlı şekilde azalttığı, ancak çay ağacı yağının etkisinin daha yavaş başladığı ve daha az yan etkiye sahip olduğu raporlanmıştır.

Antienflamatuar özellikler

Hart ve arkadaşları (2000) tarafından yapılan çalışmada, terpinen-4-ol’ün aktive edilmiş insan monositlerinde enflamatuar mediatör üretimini baskıladığı gösterilmiştir. Bu bulgu, çay ağacı yağının sadece antimikrobiyal değil, aynı zamanda antienflamatuar potansiyeli açısından da araştırılmasının önünü açmıştır.

Güvenlik profili

Çay ağacı yağı, topikal (dış) kullanımda genel olarak güvenli kabul edilmektedir. Ancak bazı önemli noktalar mevcuttur:

Topikal güvenlik

Çay ağacı yağının seyreltilmemiş (saf) halde ciltte kullanımı, bazı kişilerde kontakt dermatite neden olabilir. Bu nedenle kozmetik formülasyonlarda genellikle %1-5 aralığında kullanılır. CIR (Cosmetic Ingredient Review) paneli, uygun konsantrasyonlarda kullanıldığında güvenli olduğunu değerlendirmiştir.

Oral kullanım uyarısı

Çay ağacı yağı kesinlikle ağız yoluyla alınmamalıdır. Oral alım ciddi toksik etkilere yol açabilir. Kozmetik amaçlı kullanımda yalnızca topikal (harici) uygulama söz konusudur.

Depolama ve oksidasyon

Çay ağacı yağının bileşimi depolama sırasında önemli ölçüde değişebilir: ışık, ısı, hava ve nem maruziyeti ρ-simen seviyelerini artırırken α- ve γ-terpinen seviyelerini düşürür. Okside olmuş çay ağacı yağı, taze yağa kıyasla daha yüksek alerjik reaksiyon riski taşır. Bu nedenle karanlık, serin ve kuru koşullarda, mümkün olduğunca az hava içeren bir kapta saklanmalıdır (Carson et al., 2006).

Sabun yapımında çay ağacı yağı

Çay ağacı yağı, sabun yapımında esansiyel yağ olarak reçeteye eklenir. Soğuk yöntem (cold process) sabun üretiminde, esansiyel yağlar genellikle trace aşamasından sonra eklenir ve sabunlaşma reaksiyonuna doğrudan katılmaz — bu sayede esansiyel yağın karakteristik özellikleri büyük ölçüde korunur.

Sabun reçetelerinde çay ağacı yağı genellikle tek başına veya lavanta, okaliptüs gibi diğer esansiyel yağlarla harmanlanan bir koku profili oluşturur. Koku karakteri “temiz, bitkisel ve hafif kamforöz” olarak tanımlanır. Kullanım oranı genellikle toplam yağ miktarının %3-5’i civarındadır.

Sıkça sorulan sorular

Çay ağacı yağı nedir?

Çay ağacı yağı (tea tree oil), Avustralya’ya özgü Melaleuca alternifolia bitkisinin yapraklarından buhar distilasyonu yoluyla elde edilen bir esansiyel yağdır. 100’den fazla bileşen içerir; ana bileşeni terpinen-4-ol’dür.

Terpinen-4-ol nedir ve neden önemlidir?

Terpinen-4-ol, çay ağacı yağının toplam bileşiminin %35-48’ini oluşturan ana bileşenidir. Bilimsel literatürde geniş spektrumlu antimikrobiyal ve antienflamatuar özellikleriyle en çok araştırılan çay ağacı yağı bileşenidir.

Çay ağacı yağı sabunda ne işe yarar?

Sabun yapımında çay ağacı yağı, esansiyel yağ olarak reçeteye eklenir ve “temiz, bitkisel” bir koku profili oluşturur. Soğuk yöntem sabun üretiminde trace aşamasından sonra eklendiği için özellikleri büyük ölçüde korunur.

Çay ağacı yağının yan etkileri var mı?

Seyreltilmemiş halde ciltte kullanımı bazı kişilerde kontakt dermatite neden olabilir. Kozmetik ürünlerde uygun konsantrasyonlarda (%1-5) kullanıldığında genel olarak güvenli kabul edilmektedir. Kesinlikle ağız yoluyla alınmamalıdır.

Çay ağacı yağı ile ilgili akademik araştırmalar nerede yayımlanmıştır?

Bu yazıda atıfta bulunulan başlıca çalışmalar Clinical Microbiology Reviews, Frontiers in Pharmacology, International Journal of Molecular Sciences, Medical Journal of Australia ve Antimicrobial Agents and Chemotherapy gibi hakemli dergilerde yayımlanmıştır. Detaylı referanslar aşağıdaki kaynakça bölümünde yer almaktadır.

Bu bileşeni içeren Chailea ürünleri

Kaynakça

1. Carson, C. F., Hammer, K. A., & Riley, T. V. (2006). Melaleuca alternifolia (Tea Tree) Oil: a Review of Antimicrobial and Other Medicinal Properties. Clinical Microbiology Reviews, 19(1), 50–62. doi:10.1128/CMR.19.1.50-62.2006

2. Kairey, L., et al. (2023). Efficacy and safety of Melaleuca alternifolia (tea tree) oil for human health — A systematic review of randomized controlled trials. Frontiers in Pharmacology, 14:1116077. doi:10.3389/fphar.2023.1116077

3. Iacovelli, F., et al. (2023). Deciphering the Broad Antimicrobial Activity of Melaleuca alternifolia Tea Tree Oil by Combining Experimental and Computational Investigations. International Journal of Molecular Sciences, 24(15), 12432. doi:10.3390/ijms241512432

4. Carson, C. F., Mee, B. J., & Riley, T. V. (2002). Mechanism of Action of Melaleuca alternifolia (Tea Tree) Oil on Staphylococcus aureus Determined by Time-Kill, Lysis, Leakage, and Salt Tolerance Assays and Electron Microscopy. Antimicrobial Agents and Chemotherapy, 46(6), 1914–1920. doi:10.1128/AAC.46.6.1914-1920.2002

5. Bassett, I. B., Pannowitz, D. L., & Barnetson, R. S. (1990). A comparative study of tea-tree oil versus benzoylperoxide in the treatment of acne. Medical Journal of Australia, 153, 455–458. doi:10.5694/j.1326-5377.1990.tb126150.x

6. Hart, P. H., Brand, C., Carson, C. F., Riley, T. V., Prager, R. H., & Finlay-Jones, J. J. (2000). Terpinen-4-ol, the main component of the essential oil of Melaleuca alternifolia (tea tree oil), suppresses inflammatory mediator production by activated human monocytes. Inflammation Research, 49, 619–626.

7. Pazyar, N., Yaghoobi, R., Bagherani, N., & Kazerouni, A. (2013). A review of applications of tea tree oil in dermatology. International Journal of Dermatology, 52(7), 784–790. doi:10.1111/j.1365-4632.2012.05654.x

8. Roana, J., et al. (2021). Antifungal Activity of Melaleuca alternifolia Essential Oil (TTO) and Its Synergy with Itraconazole or Ketoconazole against Trichophyton rubrum. Molecules, 26(2), 461. doi:10.3390/molecules26020461


Bu yazı Chaileapedia — Chailea Akademi kapsamında, kozmetik bileşenlerin bilimsel literatürdeki yerine dair bağımsız bir bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir tedavi iddiası içermez. Sağlık sorunlarınız için bir dermatoloğa veya sağlık profesyoneline danışınız.

Chaileapedia — Tüm Hammadde Monografları →